20111029

naïve

20110920

can you punch me in the face?

20110822

güya

Annem çok severdi. Neyi mi? Biraz kestirmek için uzandığında, henüz üstüne tırmanacak kadar küçükken ben ve bunu yaptığımda, tüm o çabalamama rağmen dakikalarca hareketsiz kalmayı. Ancak ağlamak üzereyken ben, güler, bu şakacıktan ölümüne son verirdi.

Annem dün odasına girdi, bakındı, çıktı, endişeyle tekrar girip bakındı.
"Çok korktum. Nefes almıyor sandım."
Güldüm. Annem çok sever. Kimi mi? Babamı.

20110727

kulaklarım

daha kötüsünü duymamışlardı. daha da kötüsü hiçbir şey hissetmiyordum.



20110429

gidebiliriz

aklıma geldi.
suratımı asarak, ben burada yaşamak is te mi yo rum lu üstü basılı kavgalarla taşındığımız evden; pencere pervazına harfler kazıyarak, odaların kapılarına sarılıp mecalim kalmayana dek ağlayarak ayrıldım. sonraki eve asık surat ve şiş gözlerle. sonra başka pervazlar, başka kapılar.

bu, aşağı yukarı hayatım.

20110327

burnunda tütmek

ağlamadan önceki burun yanması. tütüp duruyor sonra.

20110305

atkı

boynunun borcu. çıkar, ver onu bana

20101207

alışveriş listesi

annemin burnunu, babamın dudaklarını, anneannemin kulaklarını, babaannemin yanaklarını, bir eşeğin gözlerini almışım.

annem ürkekliğini, babam benimdediğimdoğruculuğunu, anneannem sakarlığını, dedem "gavur"inadını, bir eşek hoşaf anlayışını vermiş.

bir eşeklik edersem kusuruma bakma.

20101028

1993

barış

uçsun beyaz güvercin
son bulsun savaşlar
bütün dünya mutlu olsun
sevinsin çocuklar

barış dolu dünyada
mutlu olur her insan
çocuklar sevinç çığlıkları atar her an


kardeşim

benim küçük kardeşim
tombul yanaklı kardeşim
yaramazlık yapar bazen
affederim onu hemen

tatlıdır benim kardeşim
daha küçüktür minicik
oburluktan karnı şişti
meraklıdır benim kardeşim


hepsinin altına özenle yazılmış ad soyad. başlamadan bitmiş bi' kariyer...

20101026

green grass



Cici annem. Adı Reyhan. Alkolik. Misafirler geldi yalanıyla istediği kolonya şişesini ertesi gün boş getirecek, sirozdan şişen göbeğini hamileyim yalanıyla aldığı gebe elbiselerinin altına gizleyecek kadar. Reyhan'ın annesi var. Kocası vardı, artık yok. Çocuğu da yok. (Hiç olmayacak da.) Reyhan beni kendi çocuğuymuşum gibi sever. Burnunu boynuma sokar ve koklar. Sanırım güzel kokuyorum. Bazen Reyhan beni evine çağırır. Yatıya. Ballı sütümü başımda hazır eder. Bazen yanımda yatar. Bazen yatmaz. Reyhan süslüdür. Bana oje sürer bazen. Ojeyi sürmeden şişeyi ellerinin arasında çevirerek sallar. O böyle yaptığında şık şık diye bir ses çıkar. Çok büyülü bir sestir bu şık şık sesi. Yeterince büyürsem ben de bu şık şık sesini çıkartabilirim. (Bunun büyüklükle değil, Reyhan'ın parmağına taktığı yüzükle alakalı olduğunu sonra anlayacağım.) Biz Reyhan'la gezeriz de. Bazen yanımıza piknik tüpü alırız. Bazen Reyhan sarhoş olur; ben, Reyhan ve piknik tüpü merdivenlerden yuvarlanırız. Sık sık düşerim. Asılan çamaşırın damlayan suyundan kayıp masadan da düşerim. Korkmayın, hala yeterince zekiyim. (Yüzük meselesini saymazsak.) Benim bu düşmelerim arasında Reyhan taşınır. Ben düşerim. Artık şık şık sesi çıkartabilirim. Reyhan ölür.


Ve bunlar geçmiş zaman olur ki.

Reyhan, seni değil ama seni sevdiğimi hatırlıyorum.